Monday, June 26, 2006

“SABETAYİZM ARAŞTIRMALARI” ÜZERİNE – 1

Okuyucu bilmeli ki, “hiçbirşey görundüğü gibi değil”; atomun parçalanması ve çok kuvvetli-hassas aletlerin altında gözle görülür hâle gelmesiyle “eşya”nın bir “görünen” bir de “hassas gözlerin” görebileceği bambaşka bir hali olduğu “ilmen” ispatlanmıştır: “Eşya”, şurada vazo, burada kibrit, orada insan, ötede araba, peynir, çay kaşığı vesaire seklinde “her göz” tarafından algılanırken, “hassas göz sahipleri”, DERİNLEMESİNE –daima tecrid, daima “dip”e gitmek ile eşya’yı meydana getiren ana maddenin (atom) bambaşka olduğunu bilirler. Mevlana Hazretlerinin, önundeki bir sehpayı göstererek “sayısız karıncalar görüyorum” demesi, “hasas göz’e bir misaldir.

Fakat burada “esas” olan, eşyanin zahirde görünür halini inkar etmemek; o var’dır ver görüldüğü gibidir: Hayat bunun üzerinden ilerler!

“Hakiki göz”, yani “tahlil ehli” ise eşyanın üzerindeki perdeleri DAIMA kaldırasrak ilerler ve “eşyanın hakikati”ne vukufiyet kesbetmeye çalışır: İlim de buradan doğar!

Okuyucu bilmeli ki, yaşadığımız ülkenin siyasî, iktisadî ve hukukî hayatı da yukarıda yazdığımızın haricinde değildir.

Bu ülkede kanunlar Meclis’den çıkar; Meclis ise, ülkeyi “refaha kavuşturmak” gayesiyle kurulmuş Partilerin, halkın önüne “seçin!” diye koydugu “milletvekili manzedleri”nin bir kısmının tercih edilmesiyle oluşturulur. Ve bu milletvekilleri, mevcud kanunlarla veya ihtiyaç duyulan kanunları çıkararak memleketi idare eder.

Bu, “görünen” tablodur!

Pekala!

Gerçek, böyle midir?

“X File” isimli bir dizi filmin jeneriğinde şöyle bir söz vardır:

“Gerçek, oralarda bir yerde!”

Eldeki İncil’de de şu kayıtlıdır:

“- GERÇEK SENİ ÖZGÜR KILACAK!”

Hürriyetimize; hem içtimaî hem ferdî hem de Devlet çapında hürriyetimize kavuşmak için, “oralarda bir yerde” olan GERÇEK’i arayacağız bu yazı dizimizde…

Bu makalelerin burada, bu sütunların sahibi olan “FURKAN”da neşredilmesi de hem kendi hem de neşredilecek makalelerin ruhuna “muvafık”tır. FURKAN, “iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı, hak ile batılı ayıran” demektir ya, o halde GERÇEK, SADECE GERÇEK bu sayfalardan daha münasip bir yerde aranamazdı!

Demek ki, ilk düğmeyi “doğru” ilikledik; Allah mahçup etmesin…

“3000 AİLE” serlevhası altında, dünyanın bütün devletlerinde varolan “GÜÇLÜ AİLELERİN”, ülkemizdeki, benzer temsilcilerinin izini süreceğiz; bu ülkenin seçim=sandık=milletvekili=Meclis/Hükümet ile mi, yoksa bunların da üzerinde, bunlara da tahakküm eden, her şeye karışan ama kendilerine “dokunulamayan bir grub” tarafindan mı yönlendirildiğini müşahhas misâllerle takip etmeye çalışacağız.

Okuyucu bilmeli ki, bu sütunlarda mecburî olarak, eskilerin, hakikî yönlerini bilici bir şekilde “Avdetî” veya “bir şehre nisbet” mânâsına değil de, yine bir “lanetli damga” halinde “Selanikli” olarak işaret ettiklerine de değineceğiz; bunların “3000 AİLE” içindeki mevkilerini, kıymetlerini mecburen kaleme alacağız.

Fakat maksadımızın, sadece Avdetîleri (ailelerini) anlatmak olmadığını, serlevhamızdaki “3000 AİLE”yi tetkik ederken, tabiî olarak onlara değineceğimizi, özel olarak Avdetîlerle alakalı olmadığımızı da tekraren söylemek isteriz. Çünkü, “3000 AİLE” sadece onlardan müteşekkil DEĞİLDİR!

Bu noktada, makalelerimizi niçin kaleme aldığımızı ve nelere değineceğimizi hissettirmek için, birkaç hususa temas etmek isteriz.

Okuyucu bilmeli ki:

Bugün “Sabetayizm”, “Sabetay desifresi”, “Kripto Yahudi”, “Kripto İbraniler” vesaire isimleri altında yapılan çalışmaların, özellikle son yıllarda basılmış olanları ile matbuatdan daha tesirli ve “fısıltı gazetesi”nin somutlaşan hali gibi olan İnternetdeki yayınlar, söylenegeldiği gibi bilimsel çalışma değil POLİTİK TEZGAHTIR!

İsim vermek gerekirse, Yalçın Küçük (ki, ben ona katıldığım tartışma grubları ve forumlarda “Küçükeynlerden Yalçın” diyordum ve bundan sonra da böyle geçecek) ile Soner Yalçın(Küçükeynlerden Soner) ve Halid Özkul ile internet “alemi”nin onlarca takma isim kullanan ismi lüzumsuz üç-beş kisisinin yaptıkları bu meyanda değerlendirilmelidir.

Evvela şunu söylemek isterim ki, Avdetîler, “3000 AİLE”nin tamamını oluşturmamaktadırlar; bunlar, muhtelif inanca sahip kişilerden oluşan bu topluluğun içindeki –tesirleri şu veya bu kadar olması ayrı bir mesele- grublardan bir grubtur; bu mânâda da söylenmesi gereken, “3000 AİLE”NİN ORGANİZE BİR SUÇ TEŞKİLATI OLDUĞUDUR!

İsmine “onomastik-isimbilim” dedikleri nesne ile “Sabetayist-İbrani avı”na çıkan “Küçükeyn taifesi” ve günümüzün “Karakaşzade Rüşdü”su olma sevdalısı tipler, ne kadar “bilimsel faaliyetde bulunuyoruz” deseler de yaptıkları “Büyük Ortadoğu Projesi”nin içinde şu veya bu şekilde varolarak hayatiyetlerini devam ettirmek ve bu mânâda da “Sabetayist şantaj”da bulunmaktır.

Okuyucu bilmeli ki, bu işin “bilimsel faaliyet” olmadığının en büyük delili, yine kendilerinin (Küçükeynlerden Soner’in) söyledikleri şu sözdur:

“- Bu iş İslâmcılara bırakılmayacak kadar önemlidir!”

Sormak gerek bunlara; Avdetîler hakkında gerçekten “bilimsel” sayılabilecek faaliyetleri ilk olarak Müslümanlar yapmadı mi?!

İnsanlara Avdetîliği anlatirken, Avdetîlerin sürüklediği solcular, “Moskovacı” ve “Pekinci”“bölünmenin dayanılmaz hafifliği”nde “devrim” hayalleri kurup “Cunta’cılık” olarak oynamıyorlar mıydı?!

İşte meselenin “bam teli” de burasıdır!

80 senedir Müslümanların, Anadolu insanının ensesinde boza pişiren İslâm düşmanı grub, BOP ile birlikte miadının dolduğunu gördüğünden “avanak Müslüman avı”na çıkmış ve doğrusu ilk başlarda da bir kısmıyle hedefine ermiştir.

Müslümanların bir kısmı, gazetelerinde, dergilerinde Küçükeyn taifesinin iddialarına yer vermiş, onların oyunlarına alet olmuşdur.

“Sabetay araştırması”nın “İbrani” ve “Yahudi” araştırmasına, ilerleyerek de “İslâmcıların içindeki İbranilere” kıvrılması bu noktadan sonra zor olmamıştır. Müslümanların içine “sistemli” olarak Efgani-Abduh iklisi tarafindan sokulan, “akla uymayan hadis ve ayetleri”, “rasyonel-akılcı” olarak “tevil etme (akılla hapsetme) eyleminin yanına, bütün bu akla uymayanları “İsrailiyat” olarak görme “hastalığının” varlığı, “İslâmda İbrani tesir” bulmaya çalışan Küçükeyn taifesinin de yolunu açmış oldu; tabii ki onlara Müslümanların içinden çıkan “akılcı… demokrat” tipler de eşlik etti!

Oysa, okuyucu bilmeli ki, “ilke 1”, eğer böyle bir “sorun” (“İsrailiyat”) varsa bunu Müslümanlar, sadece ve sadece Müslümanlar çözmeli, başkasını işe karıştırmamalı, özellikle “ahmak müslüman avı”na çıkmış olanların ekmeğine yağ sürmemeli... “İlke 2”, bu işi yapanlara da tavsiyemiz, önce “usûl ilmi”ni öğrenin ve sonra “İsrailiyat avı”na çıkın; “hakikatleri katletmeyin!”

“Sabetay araştırması” yaptığını iddia edenler, ırk ve dini mensubiyet kavramlarını karıştırmakta, böylece de eğer bunu bilerek yapıyorlarsa “cehaletlerini” ortaya koymaktadırlar! Çünkü onların nazarında, her “Sabetayci=İbrani”dir. Dikkatinizi çekerim, ırk mânâsına “İbrani”dir diyorlar. Sanki “Sabetaycılık” bulaşıcı bir hastalıkmis gibi hepsini (şu veya bu şekilde kökeni Yahudi olanlarla evlenen herkesi) “İbrani kavmi” içine koymaktadırlar ki, bu da tersinden Siyonizm propagandasıdır!

İşte biz, elimizden geldiğince, Avdetîler üzerinden bu milletin “kıymetlerine” ve istikbaline yönelik HAİNCE planlar kuran SOYSUZLAR ÇETESİNİ ve tabiatiyle de “3000 AİLE VE AVDETİLERİ” desifre etmeye gayret edeceğiz… (2 Haziran 2006)

AVCI


sasmazavci@mynet.com

sasmazavci@yahoo.com.my

Devam edecek.

0 Comments:

Post a Comment

Links to this post:

Create a Link

<< Home